Günaydın Algoritması

Sosyal medya uzun zamandır yalnızca içerik paylaşma alanı olmaktan çıkıp bambaşka bir alana evrilmiş Bu platformlar aynı zamanda insan davranışlarını, dikkat eğilimlerini ve dijital refleksleri gözlemleyebildiğimiz bir laboratuvar gibi çalışıyor. En azından benim için böyle. Özellikle yıllardır aktif kullandığım Twitter platformunda bunu çok daha net fark etmeye başladım. Bana gelince, çoğunluğun aksine ben sosyal medyayı gündem tartışmaları, politik polemikler ya da tartışmalı içerikler üretmek için kullanmıyorum. Özellikle Twitter’ı günlük hayatın içinden, düşüncelerimi aktardığım, bazen felsefi bazen de kişisel gözlemlerimi paylaştığım bir alan olarak görüyorum. Bunun küçük ama benim için anlamlı bir parçası da her sabah paylaştığım “günaydın” tweetleri. Zamanla bunun basit bir günaydın olmadığını aslında her sabah yazdığımız o tek kelimenin de bir amaca dönüştüğünü fark ettim. Adına günaydın algoritması dediğim bu ritüel sayesinde benim sade sakin günaydınlarımın zamanla ilginç bir veri alanına dönüştüğünü fark ettim.

Günaydın Algoritması hakkında

Aslında mevzu şöyle başladı. Hemen her sabah aynı kelimeyi kullanmama, benzer saatlerde paylaşım yapmama ve içerik tonumu büyük ölçüde sabit tutmama rağmen, gönderilerimin aldığı etkileşim yalnızca kullandığım görsele göre ciddi biçimde değişiyordu. Özellikle kadın görseli kullandığım paylaşımlar belirgin şekilde daha fazla görüntülenme, beğeni ve etkileşim alırken; manzara, sanat, sokak ya da daha nötr görseller kullandığım tweetler çok daha düşük performans gösteriyordu. Bu durumu daha net gözlemlemek için bilinçli olarak küçük bir deney yapmaya başladım.

Bir gün, görsel olarak daha anlam yüklü ve sembolik bir içerik kullandım. Görselin dikkat çekiciliğinden çok taşıdığı anlamın öne çıkacağını düşünüyordum. Ancak sonuç beklentimin oldukça altında kaldı. Etkileşim oldukça düşüktü. Ertesi gün ise yine benzer bir “günaydın” mesajını, bu kez kadın görseli eşliğinde paylaştım ve etkileşim oranı gözle görülür biçimde yükseldi.

Günaydın Algoritması, Burada mesele yalnızca görsel tercihleri değil

Asıl dikkat çekici olan, dijital ortamda kullanıcı davranışlarının ne kadar öngörülebilir hale geldiğidir. Algoritmalar çoğu zaman suçlanan ilk aktör oluyor. Ancak algoritmalar boşlukta çalışan sistemler değildir. Bu sistem kullanıcı davranışlarını öğrenen ve onları tekrar üreten bir tür mekanizmadır. Başka bir deyişle, algoritma bize bir şey dayatmaz. Onun yerine bizim zaten eğilim gösterdiğimiz alanları büyüterek çalışır. Daha uzun süre baktığımız, daha hızlı tepki verdiğimiz bir dünya var olmaya çalıyoruz. Böylece daha sık etkileşim kurduğumuz içerikler görünür hale geliyor. Böylece neyin dikkat çektiği, neyin görünür olduğu ve neyin hızla tüketildiği arasında güçlü bir döngü oluşuyor. Bu küçük deney bana sosyal medyada insanların sanılanın aksine hiçte derinliksiz olmadığını gösterdi. Tam tersine, dikkat ekonomisinin insan davranışlarını ne kadar etkilediğini gösterdi. Günümüzde dijital dünyasında içerik kalitesi oldukça önemlidir. Fakat onun kadar, hatta bazen ondan daha fazla, ilk birkaç saniyede dikkat çekebilmek önem kazanmaktadır.

Günaydına Bile Anlık Dürtüyle Hareket

Bir düşünce, bir fikir veya anlam yüklü bir içerik çoğu zaman zihinsel efor gerektirmektedir. Oysa görsel olarak daha hızlı tüketilebilen içerikler çok daha kolay reaksiyon topluyor. Sosyal medya kullanıcılarının büyük bölümü bilinçli tercihlerden çok anlık dikkat dürtüleriyle hareket ediyor. Belki de bu yüzden artık sosyal medyada asıl soru “ne söylediğin” değil, “insanları bir saniyeliğine durdurup durduramadığın”dır.

Benim bu deneyden çıkardığım sonuç oldukça basit. Bana göre insanlar yüzeysel ya da ilgisiz değil. Onlar sadece dijital çağın hızına fazlasıyla adapte olmuş durumda. Hızlı tüketiyor, hızlı tepki veriyor. Fakat ilk dikkat alanına da hızla yöneliyor ama hemen ardından dikkat odağı anında hedef değiştiriyor. İnsan türünün evrimi, Doğal seçilim yoluyla gerçekleşir ve bu süreç binlerce, hatta milyonlarca yıl alır. Ancak dijital çağ dediğimiz süreç İnsana göre ışık hızına ulaşmış durumda . Bu durum özellikle Sanayi Devrimi sonrası hızlanmış ve son 20–30 yılda adeta sıçrama yapmıştır. İnsan biyolojik olarak yavaş evrilen bir türdür. Dolayısıyla aşırı hızlı değişen bir ortama maruz kalması ciddi bozulmalara neden olmaktadır.

Sosyal medya bize neyi görmek istediğimizi değil, neye daha hızlı tepki verdiğimizi gösteriyor. Bu yüzden artık içerikten çok dikkat yarışıyor. Belki de asıl mesele, neyin daha değerli olduğu değil; neyin daha hızlı fark edildiği. Bu küçük deney bana şunu gösterdi. Sosyal medyada gördüğümüz şeyler kadar, görmezden geldiklerimiz de bir şeyler anlatıyor. Ve bazen tek bir “günaydın” bile, neye dikkat ettiğimizi ve neyi hızla geçip gittiğimizi anlamak için yeterli oluyor.

Okuduğunuz ve anladığınız için teşekkür ederim.

Benzer Gönderiler